6 Şubat 2016 Cumartesi

UYUŞTURUCU MADDE İSTİHSAL (ÜRETİM) SUÇLARI


Türk Ceza Kanununda ve uyuşturucu maddelerle ilgili düzenlemeler ihtiva eden diğer özel ceza yasalarında uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin imal ve istihsalinden ne anlaşılması gerektiği ve bu ayrımın sebebine ilişkin bir tanım ve açıklama  bulunmamaktadır. 1961 tarihli Uyuşturucu Maddelere Dair Tek Sözleşmesinin 1/n Maddesinde imal “İstihsal hariç, uyuşturucu madde elde edilmesini mümkün kılan bütün işlemleri ifade eder, ve uyuşturucu maddelerin arıtılması ve diğer uyuşturucu maddelere dönüştürülmesi işlemlerini kapsar.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre uyuşturucu maddenin niteliğinde değişiklik yapmayan işlemler imal kavramına girmez[1]. Bu halde tarımsal üretimle elde edilen ve ilk hali ile uyuşturucu olarak kullanılan maddelerin bu şekilde elde ediliş tarzı imal olarak kabul edilmemiş, istihsal olarak tanımlanmıştır.
Türkiye’de uyuşturucu madde istihsali suçları 2313 Sayılı uyuşturucu maddelerin murakabesi hakkında kanunda ve 3298 sayılı  uyuşturucu maddelerle ilgili kanunda düzenlenmiştir.  2313 sayılı kanunda kenevir bitkisinin, 3298 sayılı kanunda ise haşhaş bitkisinin ekim ve kullanımına ilişkin izinden hasada, ithal ve ihraca ilişkin bütün hususlar  yer almaktadır.



Esrar, dünyanın hemen hemen tüm coğrafi kesimlerinde yetişebilen kenevir bitkisinden elde edilmektedir. Bitkinin özsuyunda bulunan uyuşturucu aktif maddesi Tetraa Hydru Cauuabiuol'ü, hashas bitkisinde olduğu gibi kolayca elde etmek mümkün değildir, ancak bitkinin kendisinin çeşitli yollarla işlenmesi sonucunda içindeki özsuyunu muhafaza etmesi sağlanarak kullanımı mümkün olmaktadır. Bir de bitkinin gövde ve yaprak bölümlerinde bulunan aktif maddenin değişik oranlarda olması nedeniyle, bitkinin değişik bölümlerinden ayrı ayrı esrar üretimi yapılması, esrar maddesinin çeşitlerini daha da arttırmaktadır[2].
Kenevir bitkisinin yapraklarının üzerindeki reçinenin çıkarılması ile Reçine esrar, kurutularak elekten geçirilmesiyle toz esrar, çeşitli şekillerde preslenmesi ile pres veya takoz esrar, aktif maddenin fazlaca bulunduğu üst yapraklardan elde edilen esrara gonca esrar, esrarın alkol, kloroform, hexane veya petrol eteri ile damıtılmasıyla likit esrar ismi verilen esrar çeşitleri elde edilir. Dünyada, çok eski tarihlerden bu yana yaygın olarak kullanılan bir uyuşturucu madde olan esrar maddesi toplumların kültürleri içinde yer aldığından, her toplumda değişik adlarla anılan değişik fiziksel özellikte bir çok çeşitlerinin bulunduğu görülmektedir. Günümüzde yasadışı kenevir bitkisi ekimi ve esrar üretim alanlarını belirleyebilmek kolay değildir. Hemen her ülkede, en azından ülkedeki ihtiyacın bir kısmını karşılayabilmek için esrar üretimi yapılmaktadır. Ancak, uluslararası ticari boyutları olan esrar üretimi ele alındığında, ilk etapta yasadışı haşhaş ekim alanları olan Güneydoğu ve Güneybatı Asya Bölgeleri akla gelmektedir[3].
Ülkemiz, kenevir ekiminde de haşhaşta olduğu gibi geleneksel bir ekicidir. Ekim alanları 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkındaki Kanun ile düzenlenmektedir.


2313 sayılı kanunun gerekçesinde “…çünkü bu tahditlerden maksat uyuşturucu maddelerin tıbbi ve ilmi maksatlar haricinde kullanılmasına ve imaline mani olmaktır” denmiş, 3. Maddeyle ilgili olarak hükumet tarafından hazırlanan gerekçede ise şu görüş ileri sürülmüştür. “Bizde uyuşturucu maddeler meselesinde esrarın bir hususiyeti vardır. Esrar hint kenevirinden istihsal olunur ve kısmen memleket dahilinde kullanılır ve büyük miktarı da gizli olarak ihraç edilir son zamanlarda memleket dahilinde esrar istihsali artmıştır. Esrarın istihsalini men etmeye yarayan mevzuatımız kafi değildir. Bu cihetle bu layihada esrar istihsaline yarayan nebatın ekilmesi ve esrar istihsali külliyen men edilecek hüküm konmuştur” denilmektedir[4]. Buradan da anlaşılacağı üzere esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmek suçunun hukuksal konusu, uyuşturucu maddelerin denetimi ve buna bağlı olarak kamu sağlığının korunmasıdır[5].

3. 2313 SAYILI YASADA DÜZENLENEN SUÇLARIN FAİLİ
2313 sayılı yasada düzenlenen suçların faili herkes olabilir, failin sayısı ya da belli sıfat ve özellik taşıması suçun oluşumunu etkilemez[6].


Kenevir bitkisini ekmeye yönelik hareketler suçun maddi unsurunu oluşturur. 2313 sayılı yasaya aykırı olarak kenevir bitkisi ekili olduğu sürece esrar elde etmek amacıyla kenevir bitkisini ekmek suçu oluşacaktır. Kök sayısının bir veya binlerce olması arasında suçun maddi unsuru açısından bir fark bulunmamaktadır. 
Ekim yapılan arazinin bir bölümünde dikili kenevir bitkileri bulunurken bir bölümünde hasat yapılmış ve kurutulmaya bırakılmış bitkilerin bulunması halinde, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmek ve ele geçen miktara göre uyuşturucu madde bulundurmak veya uyuşturucu madde ticareti suçu oluşacaktır[7].
2313 sayılı yasada kenevir/esrar istihsaline ilişkin suçların maddi unsurları ekim yapılan yer ve ekimin amacına göre değişmektedir.
Buna göre;

a. İzinsiz veya İzne aykırı Kenevir Ekmek Suçu : 2313 sy. md. 23/4 de izin belgesi almadan ya da izin belgesi almasına rağmen bilerek belgesinde belirtilen alandan fazla yerde veya izin belgesinde kayıtlı yerden başka yerde kenevir ekimi yapan kişinin cezalandırılacağı düzenlenmiştir. 2313 s.y.md 23/1’e göre kenevir ekimi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının iznine tabidir[8]. Bu suçun maddi unsuru Tarım ve Köyişleri Bakanlığının izni olmaksızın veya izin belgesinden izin verilen alandan fazla bir alanda veya izin belgesinde belirtilen alan dışında bir yerde kenevir ekimi yapılması suçun maddi unsurunu oluşturmaktadır. Kenevir ekimi amacıyla tohumun toprağa atılması ile suç oluşmaktadır[9].

b. Kendi İhtiyacı Olan Esrarı Elde Etmek İçin Kenevir Ekmek Suçu: 2313 s.y. md. 23/5-2. cümlede münhasıran kendi ihtiyaç duyduğu esrarı elde etmek amacıyla kenevir ekmek suçu düzenlenmiştir. Bu suçun oluşumu için esrar kullanıcısı olan failin, bireysel ihtiyacını ortaya koyacak şekilde, az miktarda kenevirin ekilmesi suçun maddi unsurlarını oluşturacaktır.

c. Esrar Elde Etmek İçin Kenevir Ekmek Suçu: 2313 s.y. md. 23/5-1.cümlede esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi suçu düzenlenmiştir. Bu suçun oluşumu için esrar elde etme amacıyla kenevir ekiminin yapılması yeterlidir[10].


Kanun, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmekten bahsettiği için bu suç özel kastla işlenebilir. Dişi Hint kenevirinin HTC etken maddesi yüksek olup, ekim yapılan alanda Hint keneviri bitkisinin erkeklerinin ayıklanıp dişilerinin bırakılması, ekimin gözden ırak alanlarda yapılması, mısır gibi uzun boylu bitkilerin arasında görünmeyecek şekilde büyütülmesi  hint keneviri bitkisinin esrar elde etmek amacıyla ekildiğinin kabulü gerekir[11].
Kenevir ekmek suçu açısından suç vasfının tayininde failin kastı büyük önem taşımaktadır. Ekilen kenevir,  sadece kenevir elde etmek için yapılmış ise 2313 s.y.md.23/4 maddesinde yer alan suçunu, esrar elde etmek amacıyla ekim yapılmış ise 2313 s.y.md.23/5-1.cümlede yer alan suçu, bireysel ihtiyacı karşılamak amacıyla kenevir ekiminin yapılması halinde ise 2313 s.y.md.23/5-2.cümlede yer alan suçunu oluşturacaktır. 


Kenevir bitkisi kozmetikten tekstile kadar oldukça geniş kullanım alanına sahip bir sanayi bitkisidir.  Bu nedenle ekim ve dikimi kontrollü olarak serbesttir. 2313 sayılı yasanın 23 Maddesi ve Kenevir Ekimi ve Kontrolü Hakkında Yönetmeliğe göre kenevir ekim ve dikimi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının izni ve kontrolü ile belli bölgelerde yapılmaktadır. Bu şekilde sanayi ve gıda bitkisi olarak ekimi halinde hukuka aykırılıktan söz edilmesi mümkün olmayacaktır. Kenevir bitkisinin bu şekilde izin verilen alanlar dışında, izin verilen sayıdan fazla olarak ve esrar elde etmek amacıyla ekim ve dikiminin yapılması hukuka aykırılık unsurunu oluşturacaktır.


a. Teşebbüs
Esrar elde etmek amacıyla kenevir ekme suçu kenevir tohumunun toprağa ekilmesiyle tamamlanır. Kenevir bitkisinin tohumunun bulundurulması tek başına suça teşebbüs olarak değerlendirilememekle birlikte ekim sahasında ekim için hazırlıkların başlanmış halde iken failin yakalanması halinde teşebbüs hususu gündeme gelebilecektir[12].

b. İştirak
Bu suça iştirak mümkündür. Tek failli bir suç değildir.

c. İçtima
Esrar elde etmek amacıyla kenevir ekmek suçu müstakil bir suç olup, kenevir bitkisinin dikili bulunduğu sürece suç oluşacaktır. Kenevirin hasadının yapılması ile TCK 188 veya 191’deki suçlar oluşacak olup, her eylem için durumun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Fikri içtima kuralları da uygulanamaz[13].



Haşhaş (papaver somniferum), gelincikgiller familyasından dolup, güzel renkli, iri ve gösterişli çiçekleriyle gelinciğe çok benzeyen bir bitki olup, yüzyıllardır insanlar tarafından yetiştirilen bir tarım bitkisidir. . Haşhaş ilk yeşerdiği dönümlerde yeşil olarak, marul gibi çiğ olarak tüketildiği gibi tam olgunlaşması ve hasadı sonucunda kapsülünden elde edilen tohumları da çeşitli yöntemlerde gıda olarak tüketilmektedir. Bu bitki, koza şeklindeki, olgunlaşmamış meyvelerinin kabuğundan elde edilen ve birçok ilacın hammaddesinde kullanılan afyon nedeniyle önemli bir bitki olup uyuşturucu suçları açısından en önemli bölümü kapsülüdür. Haşhaş kapsülleri henüz yeşil ve körpeyken çizildiğinde, kabuğundan sütümsü bir sıvı sızar. Ham afyon ya da afyon sakızı denen bu beyaz sıvı havayla temas edince sertleşir ve koyu renkli bir macuna dönüşür. Bu maddenin bileşimindeki morfin ve kodein gibi alkolitler ağrı kesici, uyku verici, öksürüğü dindirici ve rahatlatıcı birçok ilacın yapımında kullanılır. [14]
Ülkemiz, 18 Temmuz 1932'de Milletler Cemiyetine üye olmasının ardından, 3 Nisan 1933'de haşhaş tarımının sınırlandırılması ve afyon satım işlemlerinin, İktisat Vekaleti'ne bağlı olan "Uyuşturucu Maddeler İnhisarı"na verilmesine ilişkin yasa ve 1931 Cenevre Afyon Sözleşmesi kabul edilmiş, 1938 yılında da tekel Toprak Mahsulleri Ofisi'ne devredilmiştir. 1938-1971 yılları arasında ülkemiz, dünya yasal afyon pazarının %50-55'ine sahip olmuştur. 1970'li yıllarda bütün dünya ülkemizi yasal olmayan afyon trafiğinden sorumlu tutmaya ve suçlamaya başlamış ve 1971 yılında afyon üretimi, hükümet tarafından tamamen yasaklanmıştır. Bu yasak, afyon üretimi tek geçim kaynağı olan 1,5 milyon insanı etkilemiş ve topraklarında afyondan başka herhangi bir mahsulün yetişemeyecek olması bu insanları yoksulluğa sürüklemiştir. 1974 yılında ise bu yasak kaldırılmıştır. Haşhaş ekimi, kontrole tabi tutularak, ekim alanları Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmiştir. Daha önceleri haşhaş kapsülünün çizilmesi yöntemiyle yapılan hasat tamamen yasaklanmış, haşhaş kapsülleri çizilmeden TMO tarafından satın alınarak, Bolvadin'de 1981 yılında kurulan Alkaloid Fabrikasına islenmek üzere gönderilmeye başlanmıştır. Fabrika üretiminin %90-95'i ihraç edilmektedir[15].
Ülkemizde haşhaş ekim prosedürü şu şekilde işlemektedir: Her yıl Bakanlar Kurulunun belirlediği ekim yapılacak bölgeler Resmi Gazete`de yayımlanarak duyurulur. Ha şhaş ekimi ve ürünün işlenmesi gibi konular Toprak Mahsulleri Ofisince (TMO) düzenlenir. Ekim izni belgeleri Temmuz ayından itibaren TMO’ca muhtarlıklara gönderilir, bu belgeler kışlık ekim için Ekim ayı sonu, yazlık ekim için 15 Mart tarihine kadar dilekçelerle birlikte TMO`ya verilir. Mart ayı sonunda TMO ekipleri haşhaş tarlalarının ekim alanlarını ölçer ve tarlanın durumunu kontrol eder. Ekim yapılan alan, izin belgesinde belirtilenden fazla olamaz. Güzlük haşhaş Ekim ayında, yazlık haşhaş ise Şubat-Mart aylarında olgunlaşır. Bu dönemde TMO ekipleri tarlaları dolaşarak çizim kontrolü yaparlar, uygun gördükleri takdirde köy bazında "Kırım Belgesi" verirler. Haşhaşlar koza başlarından kırılır ve tohumları alınarak  TMO`ya teslim edilir[16].



 Haşaş ekiminin belli bölgelerle sınırlandırılması ve bu aykırı eylemlerin suç olarak kabul edilerek müeyyidelendirilmesi ile korunan hukuksal değer kamu sağlığıdır[17].


Bu suçun faili herkes olabilir. Failin sayısı, ya da belli sıfat ve özellik taşıması suçun oluşumunu etkilemez[18].


İzinsiz haşhaş ekimi suçu, ekim faaliyetinin Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen ekim bölgesi içinde veya dışında olmasına göre değişmektedir. 
Buna göre:

a. Ekim Bölgelerinde, İzinsiz veya İzne Aykırı Olarak Haşhaş Ekmek (3298 s.y. md. 4/2)
3298 sayılı yasanın 4/2 maddesine aykırı bir ekimden bahsedilebilmesi için, 3298 s.y. md. 2’ye Bakanlar Kurulu kararı ile bir bölgenin ekim bölgesi olarak belirlenmesi, yapılan haşhaş ekiminin bu bölge için Yönetmeliğin 4 ve 5. Maddesine göre Toprak Mahsulleri Ofisinden izin almaksızın veya verilen izine aykırı olarak yapılması gerekmektedir.  Ekim amacıyla tohumun toprakla buluşturulması suçun oluşumu için yeterlidir[19].

b. Ekim Bölgeleri Dışında Haşhaş Ekmek (3298 s.y. md. 4/3)
3298 sayılı yasanın 4/3 maddesine aykırı bir ekimden bahsedilebilmesi için, ekimi yapılan bölgenin 3298 s.y. md. 2’ye Bakanlar Kurulu kararı ile izin verilen bölgelerden olmaması yeterli olup bu bölgelerde ekime izin verilmesi mümkün olmadığı için tohumun toprak ile buluşturulması yeterli olacaktır. 
 
c. İzinsiz Ham Afyon Üretmek (3298 s.y. md. 4/4)
Bu suçun maddi unsurları, Bakanlar Kurulu kararıyla izin verilen bir bölge veya bu bölgenin dışında, haşhaş kapsüllerinin henüz yeşilken çizilerek kabuğundan elde edilen sütün yine kabuk üzerinde iken birikip kurumasından sonra bunların toplanıp birleştirilmesi suretiyle ham afyon elde edilmesidir[20].
1961 tarihli Uyuşturcu Maddelere Dair Tek Sözleşmesinin 1. Maddesinde afyon elde etmeye yönelik tarımsal faaliyetler “istihsal” olarak tanımlanmıştır. Bu sözleşmeye ülkemiz de taraf olup sözleşme Anayasa 90 maddesine göre usulüne uygun olarak kabul edilip, meclis tarafından onaylanmış ve 812 sayılı kanunla uygun bulunarak  5 Ocak 1967 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, bu nedenle ham afyon elde edilmesine ilişkin faaliyetler uyuşturucu madde imali değil istihsali olarak kabul edilmektedir. Belirtilen nedenlerle bu eylemin müeyyidesi ise 5728 sayılı yasa ile değişik 3298 4/4 md.sine göre TCK hükümlerine göre cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Bu değişiklikten önce eylemin 765 sayılı TCK md 403 ve sonraki maddeleri gereğince cezalandırılacağı hükmü yer almakta iken, 5728 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten sonra Türk Ceza Kanunu’na göre cezalandırılacağı düzenlenmekle, suçun işleniş şekline ve elde ediliş biçimine göre 5237 sayılı TCK 191 veya 188/3 maddesi olarak uygulanacaktır. Türk Ceza Kanununda imal eyleminin düzenlendiği 188/1 maddesine göre cezalandırılması mümkün olmayacaktır. 


Manevi unsurun varlığı için genel kast yeterlidir. Failin haşhaşı hangi amaçla ektiği, afyonu hangi amaçla elde ettiğinin önemi olmayıp suç oluşacaktır[21].


Suç haşhaş tohumlarının toprağa ekilmesiyle tamamlanır. Ekim suçun oluşması için yeterli olduğundan ürünün büyümesi ve olgunlaşması aranmaz[22]. İzinsiz afyon üretmek suçu açısından da kapsülün çizilmesi ile suç tamamlanmaktadır. Tanımlanan tüm suçların neticesi harekete bitişik olduğundan teşebbüse elverişli değillerdir[23].

Bu kanunda 5728 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önce 4/8 maddesinde suçu işleyen asıl faillere yardım edenler hakkında asıl faillere verilecek cezaların yarısı verilir hükmü kaldırılmıştır. Böylelikle haşhaş ekim faaliyetine katılanlar hakkında TCK’da yer alan iştirak hükümleri uygulanacaktır.






[1] TEZCAN, Durmuş, ERDEM, Mustafa Ruhan,  ÖNOK, Rıfat Murat, Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara 2015, s. 768
[2] TBMM Uyuşturucu Başta Olmak Üzere Made Bağımlılığı Ve Kaçakçılığı Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu, Kasım 2008, s. 71. KURT, Şahin, KURT, Ela, Uygulamada Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Suçları, Adalet Yayınevi 2007, s. 30.
[3] TBMM Meclis Araştırma Komisyonu Raporu s. 71. KURT, KURT, a.g.e. s. 34.
[4] Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında 1/741 Numaralı Kanun Lâyihası Ve Sıhhat Ve İçtimaî Muavenet, İktisat Ve Adliye Encümenleri Mazbataları, 31.5.1933 tarih ve 319 sıra nolu  Başbakanlık yazısı. https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d04/c016/tbmm04016070ss0319.pdf
[5] GÜNGÖR, Şener, KINACI Ali, (Öğreti ve Uygulama Boyutu İle) Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerle İlgili Suçlar, Ankara 2001, s. 901.
[6] GÜNGÖR, KINACI, a.g.e., s. 901.KURT, KURT, a.g.e. s. 303.
[7] GÜNÖR,KINACI, s. 905.
[8] Türkiye’deki kenevir ekim bölgeleri, Lif üretimi için Kastamonu (Taşköprü) Zonguldak yöresi; tohum üretimi için   İzmir (Tire, Ödemiş), Burdur yöresi ile Amasya (Gümüşhacıköy-Merzifon), Çorum, Yozgat yöresi; hem lif hem tohum üretmek için Samsun – Ordu (Fatsa-Ünye) yöresidir, TBBM Araştırma Komisyonu Raporu s. 71.
[9] KURT, KURT,  a.g.e. s. 307.
[10] KURT, KURT, a.g.e. s. 304.
[11] GÜNGÖR, KINACI, s. 902.
[12] GÜNGÖR, KINACI, s. 908
[13] GÜNGÖR, KINACI, s. 908. KURT, KURT, a.g.e. s. 305.
[14] GÜNGÖR, KINACI, s. 955. ZAFER, Hamide, “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçu (TCK m.188)”, İlaç Hukuk ve Etik Anlayışı, Sempozyum No.2, 1.6.2007, 94-125: http://hamidezafer.com/wp-content/uploads/2012/05/27-Uyu%C5%9FturucuTicareti-Tebli%C4%9F-YEN%C4%B0-SON-MET%C4%B0N-PDF.pdf (Erişim Tarihi: 27.12.2015),  s. 9. TBMM Araştırma Komisyonu Raporu s. 64.
[15] ÖNER, Mehmet Zülfü, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara 2011 s. 21.
[16] TBMM Araştırma Komisyonu Raporu s. 67.
[17] GÜNGÖR, KINACI, s. 955. KURT, KURT, a.g.e. s. 315.
[18] KURT, KURT, a.g.e. s. 316.
[19] KURT, KURT, a.g.e. s. 316.
[20] KURT, KURT, a.g.e. s. 318.
[21] GÜNGÖR, KINACI, a.g.e. s. 956. KURT, KURT, a.g.e. s. 318.
[22] GÜNGÖR, KINACI, a.g.e., s. 958
[23] GÜNGÖR, KINACI, a.g.e., s. 972.

27 Ocak 2016 Çarşamba

MUKAYESELİ HUKUKTA HAKİMLERİN SEÇİLME USULÜ


MUKAYESELİ HUKUKTA
HAKİMLERİN SEÇİLME VE ATANMA USULÜ

                   I. Hakimlerin Seçimindeki Çeşitli Modeller
A. Hakimlerin Halk Tarafından Seçilmesi
Hakimlerin halk tarafından seçilmesi sistemi, dayanağını halk egemenliği düşüncesi temeli üzerine oturtulmuş bir  kuvvetler ayrılığı ilkesinde bulmaktadır. Bu anlayışa göre; tam manasıyla bağımsızlık, yasama ve yürütme kuvvetleri karşısında, doğrudan doğruya halk tarafından seçilmiş hakimlerin temsil ettiği üçüncü kuvvetle mevcut olabilir. Bu seçim yöntemi kabul edilmedikçe hakim diğer iki kuvvetin etkisinden kurtulamayacaktır[1] Bu görüş, İhtilali takiben toplanan birinci Fransız Kurucular Meclisinde ileri sürülmüş ve yargının üçüncü bir kuvvet olarak tanınması neticesinde hakimlerin halk tarafından seçilmesi esası kabul olunmuştur[2].  Amerika Anayasası’nın III. maddesine göre yargıçların seçim yoluyla iş başına getirilmeleri, yargı bağımsızlığının güvencesidir[3]. Yine eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliğinin 1977 Anayasasının 151. maddesine göre yargı bağımsızlığı ilkesi ile birlikte, hakimlerin halk oyuyla seçileceği kabul edilmiştir.[4]
Hakimlerin halk tarafından seçilmesi sisteminin savunucusu olan görüşleri müşahhaslaştırmak gerekirse bu görüşün ilk savunucularından olan Montesquieu Kanunların Ruhu adlı kitabında “Halk, otoritenin bir kısmını kendilerine emanet edeceği kimseleri seçmekte takdire şayan bir isabet gösterir. Bu hususta, gözünden kaçmasına imkan olmayan şeylere ve elle tutulur vakıalara itibar etmesi kafidir. … O bilir ki falanca hakim vazifesine sadıktır, kendisi rüşvet ve irtikaba tenezzül etmemiştir: bunlar, o şahsı hakim olarak seçmesi için yeterli sebeptir.”[5] 
Hakim halk tarafından seçimi genellikle, trafik cezasına itiraz gibi basit davalara bakmak üzere müstakil mahkeme hakiminin veya meslekten hakimin yanına meslekten olmayan bir kimsenin atanması şeklinde olur. Bu seçim ya halk arasında yapılacak kura ile veya beli bir süre ile seçim yahut tayin sistemi ile bu göreve getirilirler.[6]
Hakimlerin halk tarafından seçilmesi sisteminin olumlu ve olumsuz tarafları vardır.  Bu sistemin artıları olarak, hakimlerin yürütme organına karşı tamamen bağımsız tayin, terfi gibi özlük işlerinde ondan çekinmeden hareket edebileceği ayrıca halk tarafından seçimde yargı yetkisi doğrudan halktan kaynaklanacağı için, halk ile hakimler arasında karşılıklı güven ilişkisi kurulacağı ileri sürülmüştür.[7]
Hakimlerin halk tarafından seçilmesi sistemine yöneltilen eleştirileri ise şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Hakimlerin halk tarafından seçilmeleri yasama ve yürütmeye karşı tam bir bağımsızlık kazandırsa bile bu bağımsızlığı kendi seçmenine karşı koruyamayabileceği, b) Hakimlerin seçimle gelmelerinin, zorunlu olarak bu seçim sistemine siyasetin karışmasına sebebiyet vereceği ve hakimlerin siyasi partilerin temsilcisi[8] pozisyonuna düşebileceği, c) Seçimin bir yarış, bir menfaat mücadelesine dönüşmesinin kaçınılmaz olduğu gerçeği nazara alındığında, hakimin kendisini seçenlere iyi davranmakla birlikte kendisinin rakibi olanı destekleyenlere karşı adaletsiz davranabileceği, d) Halkın, en iyiyi seçeceği düşüncesinin doğru olmadığı, yargının deneme yanılma ile en iyiyi seçmeye müsait bir yapısının bulunmadığı, halkın mesleki açıdan yetkin bir hakimi seçmede başarılı olamayacağı sayılabilir[9].
B. Hakimlerin Yasama Organı Tarafından Seçilmesi
Yasama organı, halkın temsilcileri olan milletvekillerinden oluşmaktadır. Bu sistemle, kuvvetlerin birbirini dengeleyeceği, yargının milli iradeden kaynaklanacağı, diğer organlara karşı durumunun güçleneceği ve halk tarafından seçim sistemindeki bazı olumsuzlukların giderileceği ileri sürülmüştür.[10]
Bu sisteme karşı yöneltilen eleştiri ise; belli siyasi gruplardan oluşan parlamentoların, hakimlerin seçiminde ihtiyaç duyulan nitelikli hakimler yerine, mecliste ağırlığı olan siyasi partinin desteklediği adayın seçilmesi neticesini doğuracağı ve bunun da yargıda siyasallaşma tehlikesine yol açabileceği ihtimalinin varlığıdır.[11]
Ülkemizde 1961 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesi üyelerinden Millet Meclisi üç asıl ve bir yedek, Cumhuriyet Senatosu ise iki asıl ve bir yedek üyeyi direk olarak seçmekte idi.
İsviçre’de de Federal Mahkeme hakimlerinin tamamı ile çoğunluk kantonlardaki yüksek hakimler yasama meclisleri tarafından seçilmektedir.[12]
C. Hakimlerin Yürütme Organı Tarafından Seçilmesi
Bu sistem, dünya üzerinde  en yaygın olarak uygulanan sistem olmasına rağmen en çok eleştirilen  sistemdir.
Bu sistem aşağıda daha ayrıntılı açıklanacağı üzere en belirgin biçimde İngiltere’de uygulanmaktadır. Yine Danimarka, Portekiz, İrlanda, Hollanda, Belçika İsveç gibi monarşik yapıdaki ülkelerde görünüşte yargı organı Kralın iktidarındaki bir yetkiyi kullanmakta olup, yargıçlar kral veya icra organı tarafından atanmaktadır.[13]
Sistemin olumlu yönü, yürütme organının mesleğe alınacaklar ve meslekte ilerleyecekler hakkında sağlıklı bilgiler toplayabileceği ve yasama organı karşısında sorumlu bir organ durumunda bulunduğundan, hakimlerin atanma ve terfilerinde, bu sorumluluğun getireceği külfetlerin de etkisiyle yeterli derecede hassas davranılacağıdır.[14]
Bu sistemde atama yetkisi yürütme organında olunca, yargıçların bağımsızlığının bir ölçüde yürütme organına bağımlılığını ve denetiminin de bu organ tarafından gerçekleştirileceğini kabul etmek gerekir[15]. Sistemin eleştirilen yanı da bu olup, hükümeti oluşturan ve  parlamentoda çoğunluğu ele geçiren bir partinin kendine karşı işletilecek, siyasi sorumluluk yollarını bu şekilde kapatarak yargıya müdahalede bulunabileceği ve siyasi parti politikaları doğrultusunda kadroları şekillendirebileceği  ihtimalidir.[16]
1982 Anayasamızda, Danıştay, Asker Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerinin üçte biri veya tamamı Cumhurbaşkanınca seçilir (Any.md. 155/3, 156/2, 157/2).
Aşağıda daha ayrıntılı inceleneceği üzere, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İsveç, Japonya, İngiltere, Belçika ve Norveç’te hakimlerin tamamı veya bir kısmı yürütme organınca atanmaktadır[17].        
D. Hakimlerin Yine Hakimler Tarafından Seçilmesi
Hakimlerin yine hakimler tarafından seçildiği sistem “cooptation” olarak adlandırılmaktadır.
Bu sistemin, ilk dikkat çeken faydası, hakimlere yürütme organı karşısındaki bağımsızlıklarını en yüksek noktaya ulaştırmasıdır.[18] Bu sistemde yargı bağımsızlığı en sert biçimde uygulanmakta, diğer organların müdahale kapıları tamamen kapatılmaktadır. Gerek yasama, gerekse yürütme organı ile halk tarafından yapılan seçimlerin ortak handikapı olan yargıya dış müdahale ve mesleği hak etmeyen yeteneksiz–niteliksiz kimselerin göreve gelmeleri bu sistemde mümkün olmayacaktır.[19]
Tüm artılarına rağmen bu sisteme yöneltilen en önemli eleştiriler  ise, bu sistemin demokrasi fikri ve milli hakimiyet fikri ile çelişmesi, hakimlik mesleğini halktan ve toplumsal gelişmelerden uzak, kapalı bir düzen haline getirmesi ve  içinde bir kast sisteminin oluşması tehlikesi, hakimlerin yeniliğe kapalı, ıslahatların önünü tıkayan imtiyazlı bir hakimler sınıfının ortaya çıkmasına sebebiyet verebileceğidir [20]. Böyle bir yapılanma içinde hakimlik mesleği çok geçmeden sadece muayyen ailelere ve onların mensuplarına tahsis edilmiş bir meslek, kapalı bir oluşuma dönüşebilecektir. Artık ehliyet şartı aranmamaya başlanabilecek, hakimlerin istidadından çok atamaya yetkili hakimlere siyasi, ailevi ve benzeri yönlerden yakınlıkları öne çıkabilecektir[21]. Bu sistemde özellikle yüksek hakim sıfatına sahip olan kişilerin mesleğin başında veya düşük kıdemde bulunan hakimlere baskı yapma, yönlendirme kapısının açık olması ile yargının yargıya karşı bağımsızlığının en sağlam göstergesi olan “direnme hakkının” işlerliğinin azalması tehlikesidir.
Bu sisteme yöneltilen eleştirilerin haklılığını izah etmek için, Roma İmparatorluğunda Marc  Aurele zamanında, idari, mali ve yargısal yetkilerle donatılmış olan curia meclislerinin, kendi üyelerini kendilerinin seçmelerine izin verilmiş, kanunda bu üyelerin seçiminde ehil kimselere öncelik tanınması hükme bağlanmış olmasına rağmen, iş başında bulunan decurion’lar (curia azaları), boş kadrolara kendi evlat ve akrabalarını getirmekte gecikmediler ve sonuç olarak curia üyeliği çok geçmeden belli ailelerin tekeline geçmiş oldu[22].  
Hakimlerin yine hakimler tarafından oluşturulan bir kurul tarafından seçildiği ülkelere Avuşturya, Letonya, İsveç örnek olarak gösterilebilire[23].
E. Hakimlerin Bağımsız Kurullar Tarafından Seçilmesi
Bu sistemde hakimlerin seçilmeleri özel şekilde oluşturulan kurullar tarafından yapılmaktadır. Bu kurullar her ülkeye göre farklı şekilde oluşturulmakta ise de, genel kompozisyonu, ya yargı dışından üyelerle oluşan veya yargıdan da temsilcilerin bulunduğu kurullar şeklindedir.  Yargı dışından üyelerin oluşturduğu kurulların bulunduğu ülkelere, Makedonya, Gürcistan, Malta, İsviçre ve Ukrayna örnek gösterilebilirken,   İçinde yargı dışından ve yargıdan mensupların bulunduğu kurullara örnek olarak ise,  Andora, Azerbaycan, Bulgaristan, Hırvatistan, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Lihtenştayn, Portekiz, Fransa, Litvanya, Romanya, Almanya, Moldova, Slovak Cumhuriyeti, Macaristan, Hollanda, İtalya, Lüksemburg, İspanya, Norveç, Polonya  ve İrlanda örnek olarak gösterilebilir.[24]
 Hakimlerin özlük işlerinin özel statülü kurullara bırakılması, söz konusu kurullarda devletin her bir erkinin temsilcileri bulundurduğu için bunlar birbirlerini dengelemeleri, bu sistemin diğerlerinin içinde barındırdığı siyasi menfaat kaygısını ortadan kaldırması nedeniyle en iyi sistemlerden biri olarak kabul edilmektedir.[25]
Bu sistemin eleştirilen yanı, yürütmeyi ve meclis çoğunluğunu elinde bulunduran siyasi partinin, bu gücü nedeniyle bu kurulda da çoğunluğu eline geçirmesi ve hakim seçimine bu şekilde etki edebilmesi ihtimalidir.[26]
II. Çeşitli Ülkelerde Hakimlerin Seçilme Usulü
A. İngiltere
İngiltere’de  başlangıçta hakimler krala bağlı,  onun temsilcisi olarak  görevlerini yerine getirmekteydiler. Hâlâ da hakimlerin yürütme organı tarafından atanması yönteminin en sıkı şekilde uygulama alanı bulduğu ülke İngiltere’dir.[27]
İngiltere’nin adli teşkilatı alışılmışın dışında bir yapıya sahiptir.  Bu ülkede, ülkemizde ve dünyanın çoğu ülkesinde olduğu gibi ilk basamaktan başlayıp, kademe kademe yükselmeye tabi bir  hakimlik mesleği yoktur. Halk arasında görülen, basit suçlar ve hukuki uyuşmazlıklara İçişleri Bakanı (Home Secretary) tarafından atanan “Metropolitan Police Magistrates”, “Recorders” ve “Stipendiary Magistrates” gibi sıfatlarla anılan hakimler bakmakta olup bu kişiler hukukçu olmayıp yetkileri de oldukça sınırlıdır. Yüksek Mahkeme (High Court)[28], İstinaf Mahkemesi (Court of Appeal) ve Lordlar Kamarası hakimleri ise  baroda belirli bir süre çalışmış ve temayüz etmiş avukatlar arasından ilgili bakanın teklif ve tavsiyesi üzerine Kral tarafından tayin edilir. Fakat uygulamada, tayin aday gösterme yetkisine sahip olan bakanın elindedir. Bu bakan yerine göre ya Lord Chancellor[29] veya Başbakandır. Lordlar Kamarası hakimleri ile, İstinaf Mahkemesi hakimleri ve Yüksek Mahkeme Daire Başkanlarını aday gösterme yetkisi Başbakan’a aittir. Yüksek Mahkemenin diğer hakimlerini ise Lord Chancellor aday gösterir. Bunlardan başka mahalli Kontluk mahkemeleri hakimleri ile küçük davalara bakan diğer bazı hakimlerin tayini de doğrudan doğruya Lord Chancellor’un elindedir[30].
İngiltere’de bir avukatın hakim olabilmesi için baroda asgari 10 ila 15 yıl çalışmış olması ve temayüz etmesi gerekmektedir. Bu asgari şarttır. Bu nedenle yürütme organına hakim seçme konusunda oldukça geniş bir taktir yetkisi verilmiştir. Bu nedenle, özellikle yirminci yüzyılın başlarında hakimlerin tayininde siyasi mülahazaların etkili olduğu ileri sürülmektedir[31]. Tüm bu eleştirilere rağmen İngiltere hakimlerinin yürütme organı karşısında en üst seviyede bağımsızlığa sahip hakimler oldukları kabul edilmektedir. Şöyle ki, İngiliz sisteminin, siyasi etkiye açık ve etkilendiği de ortada olan eksikliği telafi eden bir özelliği vardır. O da, hakimler arasında terfi sisteminin kaide olarak bulunmayışıdır. İngiltere’de hakimler kaydı hayat şartı ile tayin edilirler, pek az istisna ile tayin edildiği yerlerde kalırlar. Yüksek kademelerde bir yer açıldığı zaman, genellikle uygulanmakta olan usul, mevcut hakimlerden birinin yükseltilmesi yerine, hariçten yeni bir tayinin yapılmasıdır. Bu şekilde bir kimse, doğrudan doğruya hakimliğin en yüksek mevkilerinden birine gelebilmektedir. Bu şartlar altında, bir hakimin, tayin olunduktan sonra, icra organı ile hiçbir alakası kalmamış demektir. Azledilemezlik zırhına da sahip olduğundan, bu yönde de  her hangi bir kaygısı bulunmamakla birlikte yükselme kaygısı da bulunmadığında bir beklentisi de yoktur. Yani tayinle siyasi borç ödenmiştir[32].
B. Almanya
Almanya’da hakimlerin atanması federal devlet ve eyaletlere göre farklılık gösterir. Federal devlet hakimlerinin çoğu yasama organınca seçilirken, dört eyalet dışında, diğer eyaletlerde hakimler yürütme organınca atanmaktadır.[33]
Eyalet mahkemeleri hakimlerinin çoğunda adaylar öncelikle, milletvekilleri, hakimler ve avukatlardan oluşan hakim seçim komisyonlarınca belirlenmekte, kesin atamaları ise eyalet hükümlerinin atamayı onaylaması ile veya direkt olarak başbakan veya ilgili bakanın atama kararı ile  gerçekleşmektedir[34].
                  C. Fransa
Fransa’da Yargıtay Başkan ve üyeleriyle, başsavcı ve savcı yardımcılarının seçilme, atanma, yükselme, disiplin işleri, hakimler için ayrı savcılar için ayrı olmak üzere iki kurul oluşan ve karma kurul niteliğinde bulunan Hakimlik Yüksek Konseyi tarafından yürütülmektedir[35].
Fransa’da 1993’ten önce Hakimler Yüksek Konseyi’nin başkanı Cumhurbaşkanı, başkan vekili ise  Adalet Bakanı olup, geri kalan 9 üyesinden ikisi Yargıtay üyeleri, biri Yargıtay üyesine eşit seviyede bulunan Başsavcı yardımcıları, biri Danıştay üyeleri, üçü ilk ve istinaf mahkemeleri yargıçları arasından gösterilen üç kat aday arasından ve kalan ikisi de  hukukçu olmayan kimseler arasından, 4 yıl için Cumhurbaşkanı tarafından seçilmekte idi. Cumhurbaşkanı’nın Kurul’un başkanı olmasının sebebi, Cumhurbaşkanı’nın yargı otoritesinin bağımsızlığını sağlamakla yükümlü olmasından kaynaklanmaktadır[36]. 1991’li yıllarda kurul üyelerinin tümünün Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi ve Adalet Bakanı’nın kurula katılması, hukuk devleti ilkesi ile çeliştiği ve bu hal ile kurulun Cumhurbaşkanı’nın danışma organı niteliğinde bulunduğu gerekçeleri ile  ciddi eleştirilere maruz kalmış, Anayasa’nın 65. maddesi 25.07.1993’te değiştirilmiştir. Bu değişiklikle hakimler ve savcılar için iki ayrı kurul oluşturulmuştur. Hakimler için oluşturulan kurulun Başkanı Cumhurbaşkanı, başkan vekili Adalet Bakanı olup, yasama ve yargı organı mensubu olmayan kişiler arasından bir kişi Cumhurbaşkanı, bir kişi Meclis Başkanı, bir kişi ise Senato Başkanı tarafından atanır. Kurulda ayrıca beş hakim, bir savcı, bir de Danıştay üyesi yer alır ki bu üyeleri yargı kendisi seçer. Sonuç olarak bu kurulun toplam oniki üyesi vardır. Bu oniki üyeden beşi bağımsız hakim niteliğinde değildir (Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Senato Başkanı tarafından seçilen üç üye).  Savcılar için oluşturulan kurul da benzer yapıda olmakla birlikte, bu kez kurulda beş savcı, bir hakim bulunmaktadır[37].
D. İtalya
İtalyan sisteminde hakimlerin seçilme usulünü ve bu usulle yargının bağımsızlığını sağlamaya yönelik tedbirleri anlamak için öncelikle  Zanarlelli’nin bu konudaki sözünü hatırlamak yerinde olacaktır. O der ki; “Yargı, başka hiçbir organa bağımlı olmadan kendi kendini yönetebilmelidir, çünkü görevi yasaların devletin diğer güçlerine de uygulanabilmesini sağlamaktır. Yürütme gücünden bağımsız olmayan Yargı ise aslında kurgudan başka bir şey değildir.”[38]
1948 Anayasası ile İtalya’da, Fransa’da olduğu gibi hakimlerin atanma, terfi ve diğer özlük işlerinde görevli olmak üzere Fransız modeline oranla daha geniş yetkilerle donatılmış ve daha katılımlı bir  Yüksek Hakimler Kurulu (Consiglie Superiore della Magistratura) kurulmuştur[39]. 1947 tarihli İtalyan Anayasa’nın 104. maddesi ve 24. Mart 1958 tarihli kanuna göre kurulun ilk oluşumunda 24 üye bulunmakta iken, bu gün üye sayısı Cumhurbaşkanı ile birlikte 33’tür. On’u Senato ve Meclisçe avukat ve profesörler arasından; yirmisi Yargıtay, üst ve ilk derece mahkemelerden yargı organınca seçilir. Danıştay’dan üye bulunmamaktadır. Yargıtay Birinci Başkanı ve Cumhuriyet Başsavcısı, Konsey’in doğal üyesidir. Konsey Başkanı Cumhurbaşkanı’dır. Konsey, yasama organı tarafından seçilmiş üyeler arasından birini de başkan yardımcısı olarak seçer. Seçimle gelen üyelerin görev süreleri dört yıl olup takip eden dönem bir daha seçilemezler ancak bir sonraki dönem yeniden seçilebilirler. Sisteme yapılan eleştiriler Konsey Başkanının Devlet Başkanı olması[40], ikinci başkanın yasama organı tarafından seçilenler arasından seçilmesi ve konseyde görev alanların başka bir görevi aynı anda yürütememeleridir. Adalet bakanının bu konseyde etkisi yoktur. Sadece öneri getirir, talepte bulunur veya alınan kararları uygular. Tüm eleştirilere rağmen bu sistemin kuvvetler arasında dengeyi sağladığı ve yargı bağımsızlığı bakımında güvence teşkil ettiği kabul edilmektedir[41].
E. Amerika Birleşik Devletleri
Amerika Birleşik Devletlerinde hakimlerin bağımsızlığı ve teminatı hakimlerin halk tarafından seçilmesi ve hakimlerin azledilememesi esasları üzerine kurulmuştur.
Hakimlerin halk tarafından seçilmesi sistemi günümüzde en yaygın bir şekilde, ABD’de uygulanmaktadır. Eyaletlerde hakimler vali tarafından veya eyalet parlamentoları veya doğrudan doğruya halk tarafından seçilip atanmaktadırlar. Elli eyaletten 38’inde hakimlerin seçimi bizzat halk tarafından yapılmaktadır. Bu eyaletlerin 21’inde hakim adaylarının isimleri diğer görevlere talip olan başka adayların isimleri ile birlikte normal seçimlerle birlikte hazırlanan parti listelerinde gösterilmektedir.[42]
Federal Yüksek Mahkeme hakimleri ile her eyalette bulunan ilk derece federal mahkeme hakimleri ile istinaf mahkemeleri hakimlerinin atanmaları ise anayasa hükmü gereği senatonun onayı ile başkan tarafından yapılmaktadır. Eyalet federal hakimlerinin atanmalarında o eyaletin senatörlerinin etkileri daha ağır basmakta iken Federal Yüksek Mahkeme hakimlerinin tayininde ise başkanın taktir yetkisi daha ağır basmaktadır. Öyle ki, Başkan,  muhalifi olan siyasi partiye yakınlığı ile tanınmış bir kişiyi Federal Yüksek Mahkemeye üye olarak atamayabilecektir. Yine Federal Yüksek Mahkemeye atama konusunda tam bir teamül söz konusu  olmayıp Başkan’ın taktiri kendini hissettirmektedir[43].  Fakat hakimlerin atanmasında yürütme organının üstlendiği bu tür sınırsız bir yetki geleneksel bir terfi sistemi olmadığından hakimlerin bağımsızlığı fazla etkilemediği savunulsa da, hukukçu olmayan ve belirli bir siyasi görüşü temsil eden kişilerin hakim olarak atandıklarında, verdikleri kimi kararlarda bazı eğilimler hissedilmekte ve tarafsızlıkları konusunda kamuoyunda yer yer şüphelere ortaya çıkmaktadır.[44]
Amerika’da bir kısım eyaletlerde, hakimlerin bir seçim sistemi ile belirlenmeleri, seçimlerin sık tekrarlanması, seçimde siyasi partiler veya nüfuzlu grupların etkisinin hissedilmesi, hakimlerin sahip oldukları makamı kaybetme tehlikesinin varlığı, hakimleri kendilerini seçenlerle iyi geçinmeye zorlanması nedeniyle eleştirilmektedir. Tüm bu eleştirilere rağmen Amerika Birleşik Devletlerinde yargının hala iyi işlemesi üç sebebe bağlanmaktadır. Bunlar, a) Her federe devlette o devlet mahkemelerinin yanında federal mahkemelerin bulunuşu ve bu mahkemelerin hemen daima dürüst ve ehliyetli hakimlerden oluşması nedeniyle yerel mahkemeler yetersiz hakimlerden oluşsa bile federal mahkemelerin etkisi ile hakimlik mesleğinin vakar ve sorumluluğunu idrake mecbur kalmaktadırlar, b) Kamuoyunun tepkisini üzerine almak istemeyen siyasi partilerin aday gösterirken kendi imaj ve oy kayıplarını engellemek için kaliteli hukukçulara yönelmesi, c) Baroların, tarafsız ve hukuki olarak yetkin kişilerin mahkemelerde görev almaları yönündeki isteklerini seçimde yönlendirici unsur olarak kullanmalarıdır[45]




[1]     Faruk EREM,  Ceza Usulü Hukuku, Sevinç Matbaası, Ankara 1978,  s. 94.
[2]     Münci KAPANİ, İcra Organı Karşısında Hakimlerin İstiklali, Ankara 1956, s. 10.
[3]     Çetin ÖZEK,  “Yargının İdari Denetimi”, İ.H.F.M. (Atatürk’e Armağan), C. 45-47,  s . 918.
[4]     ÖZEK,  a.g.m. s. 929
[5]     Bu görüş ve diğer görüşler için bkz. KAPANİ, a.g.e., s. 26.
[6]     Nurullah KUNTER,  Muhakeme Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Kazancı Matbaası, 8. Bası, İstanbul 1986. s. 312.
[7]     KAPANİ, a.g.e. s. 26; Şeref ÜNAL,  Anayasa Hukuku Açısından Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Hakimlik Teminatı, TBMM, Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, TBMM Basımevi, Ankara 1982,  s. 56.
[8]     Amerika Birleşik Devletlerinde, federal devletlerin bir kısmında  hakimler siyasi partilerin temsilcileri arasından halk oyuyla seçilmektedir (bkz. EREM s.92; KAPANİ, s. 39).
[9]     EREM, a.g.e., s. 92;  KAPANİ, a.g.e.,  s. 27-33.
[10]    ÜNAL, a.g.e. ,  s. 56.
[11]    Öztekin TOSUN, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, Dördüncü Baskı, Acar Matbaası, İstanbul 1984 s. 381.
[12]    Baki KURU, Hakim ve Savcıların Bağımsızlığı ve Teminatı, A.Ü.H.F. Yayınları, Ankara 1966. s. 4.
[13]    ÖZEK , a.g.m., s. 927-928.
[14]    E. İlhan POSTACIOĞLU, Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1975. s. 34-35.
[15]    ÖZEK, a.g.m,  s. 928.
[16]    POSTACIOĞLU, a.g.e, s. 35, ÜNAL, a.g.e.,  s. 59.
[17]    Kemal GÖZLER, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2000, s. 447.
[18]    Ergun ÖZBUDUN, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Kitabevi, Ankara 2000, s. 335.
[19]    KAPANİ, a.g.e, s. 52.
[20]    EREM,a.g.e.,  s. 92; ÖZBUDUN, a.g.e,  s. 446.
[21]    KAPANİ, a.g.e., s. 54.
[22]    KAPANİ, a.g.e., s. 54.
[23]    “Avrupa Konseyi Avrupa Etkin Yargı Komisyonu’nun 2002 Avrupa Birliği Yargı Sistemleri”,   Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Yayınları, s. 32.
[24]    ÜNAL,  a.g.e.,s.68; GÖZLER,a.g.e., s. 447;  “Avrupa Konseyi Avrupa Etkin Yargı Komisyonu’nun 2002 Avrupa Birliği Yargı Sistemleri”,  s. 32.
[25]    ÜNAL, a.g.e., s. 68
[26]    ÜNAL, a.g.e., s. 68
[27]    ÜNAL, a.g.e., s. 23.
[28]    Bu mahkemenin ismi her ne kadar Yüksek Mahkeme olsa da, bir temyiz mahkemesi değil farklı dairelerden oluşan bir ilk derece mahkemesidir. Bkz. KAPANİ  a.g.e, s. 61.
[29]    İngiltere’de Adalet Bakanı yoktur. Adalet Bakanın gördüğü bir kısım işleri İngiltere’de Lord Cahancellor görür, ve kendisi bir bakıma adliye örgütünün başı olarak kabul edilir. Lord Chancellor,kuvvetlerin birleşmesi prensibinin en güzel örneğini gösterir. Lord Chancellor, Lordlar Kamarasının başkanıdır, ve bu sıfatla yasama faaliyetlerine katılır. Diğer taraftan hükümet üyesidir, böylelikle yürütmenin bir parçasıdır. Son olarak da bir hakim olup Lordlar Kamarası mahkeme olarak toplandığı zaman ona başkanlık eder. Bkz. KAPANİ, a.g.e.,  s. 61-62, 95 nolu dipnot.
[30]    KAPANİ,a.g.e., s. 62; ÜNAL, a.g.e., s. 62-63; Ferman DEMİRKOL, Yargı Bağımsızlığı, İstanbul 1991, s. 104
[31]    Bu konudaki ayrıntılı eleştiriler için, bkz. KAPANİ, a.g.e.,s. 63-64.
[32]    KAPANİ, a.g.e.,s. 65.
[33]    ÜNAL, a.g.e.,s. 59; KURU, a.g.e., s. 3; GÖZLER, a.g.e., s. 447.
[34]    ÜNAL, a.g.e.,  s. 60.
[35]    Sami SELÇUK, “Yargı Bağımsızlığı”, Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne’nin içinde, Yeni Türkiye Yayınları, Altıncı Baskı Ankara 2000, s. 84;  GÖZLER, a.g.e., s. 447.
[36]    SELÇUK,  a.g.m., s. 84.
[37]    ÜNAL,  a.g.e.,  s. 68-69; GÖZLER,  a.g.e.,s. 446-447; ÖZEK, a.g.e., s. 931.
[38]    İl Han ÖZAY “Yargı Güvencesi-Bağımsızlığı ve Anayasa Mahkemesi”, Anayasa Yargısı S.8. , s. 109.
[39]    KURU , a.g.e.,s. 3.
[40]    Bunla birlikte Cumhurbaşkanı konseyin bütün toplantılarına katılmaz, yılda sadece birkaç konseyi onore etmek için katılır. SELÇUK, “Yargı Bağımsızlığı”, s. 91.
[41]    GÖZLER, a.g.e., s. 447. ÖZEK,  a.g.m, s. 932. SELÇUK, “Yargı Bağımsızlığı”, s. 85.  ÖZAY,  a.g.m., s. 108-109.
[42]    ÜNAL, a.g.e., s 48; KAPANİ  a.g.e., s. 40;  KURU, a.g.e.,  s. 2;  GÖZLER,  a.g.e., s. 447,
[43]    Öyleki Başkan Roosevelt’e kadar Yüksek Mahkemeye tayinde istinaf mahkemesi üyelerinin tercihi bir teamüle oturmuşken, Roosevelt hemen hiçbir hakimlik tecrübesi olmayan kişileri Yüksek Mahkeme üyeliğine tayin etmiştir.Bkz. KAPANİ,a.g.e., s. 70.
[44]    KAPANİ, a.g.e., s. 41.
[45]    KAPANİ,  a.g.e., s. 42, 43.